
Annenizin binlerce fotoğrafı neredeyse kesin olarak elinizdedir; sesinden ise yalnızca birkaç saniye. O birkaç saniye, diş randevusuyla ilgili saklanmış bir sesli mesajdır: arkada bir yerde bir süpermarketin sesi duyulur ve kayıt, daha “görüşürüz” diyemeden kesilir.
Bu eksiklik tek bir akşamda giderilebilir. Bu yazıda sevdikleriniz için sesinizi nasıl kaydedeceğinizi anlatıyoruz: aklınıza hiçbir şey gelmediğinde ne söyleyeceğinizi ve bu akşamki kaydın yirmi yıl sonra birine nasıl ulaşacağını.
Ses neden fotoğraftan daha kalıcıdır?
Bir fotoğraf, birinin neye benzediğini gösterir. Bir ses kaydı ise onun nasıl biri olduğunu gösterir: esprinin can alıcı noktasından önce tutulan o yarım saniyelik nefesi, söyleyeceği şeye şimdiden eğlendiği için cümlenin sonunda yükselen sesi, adınızı dünyada başka hiç kimsenin söylemediği o telaffuzla söyleyişini. Fotoğraflar biraz yalan söyler, çünkü insanlar kameraya yüzlerini hazırlar. Sesini hazırlayan ise neredeyse hiç kimse yoktur.
Burada söz konusu olan, bir törende, ses masasının başında töreni yöneten biri beklerken dinletilen kayıt değil. O, farklı kuralları olan farklı bir iştir ve cenazenizde dinletilecek bir konuşmanın nasıl kaydedileceğini anlatan yazımızda ele alınıyor. Buradaki ise sıradan bir kayıt: bir kişi, bir kulaklık, yıllar sonra herhangi bir salı günü.
Evet, kendi sesinizden nefret edeceksiniz
Önce bu konuyu halledelim, çünkü kayıtların çoğunun hiç yapılmamasının nedeni bu. Amerikan Odyoloji Akademisi (American Academy of Audiology) bunu sade bir dille açıklıyor: Konuştuğunuzda ses orta kulağınızı atlar ve doğrudan kafatasınızın kemiği üzerinden iç kulağınıza gider. Diğer herkes ise sizi hava yoluyla duyar. Akademi bu konuda çok net: Konuşurken kendimizi nasıl duyduğumuz değiştirebileceğimiz bir şey değil.
Yani kayıttaki ses, sizin daha kötü bir versiyonunuz değil. Kızınızın bugüne kadar duyduğu tek versiyonunuz o. On beş yıl sonra kaydı açtığında sesinizin cılız çıktığını düşünmeyecek. Şöyle düşünecek: işte annem.
Hayat hikayesiyle değil, doksan saniyeyle başlayın
Neredeyse her rehber size hayat hikayenizi kaydetmenizi söyler. Bu, ev büyüklüğünde bir projedir ve insanlar böyle bir projeye herkesin yaptığını yapar: daha uygun bir ay gelsin diye bekler. Siz tam tersini yapın. Bu akşam, adıyla seslendiğiniz tek bir kişiye doksan saniyelik bir kayıt yapın; canınız istediğinde de bir başkasına. Bunlardan yirmi tane biriktiğinde, farkında olmadan bir hayat hikayesine sahip olursunuz.
O kişinin adını yüksek sesle söyleyin. Bu bir öneri değil, bir kural. Belirli bir kişiye seslenmeyen bir kayıt bir klasöre kaldırılıp unutulur. “Michael, bu senin için” diye başlayan bir kayıt ise cepte taşınır.
Başka hiçbir şeye gücünüz yetmiyorsa, kırk saniyelik bir versiyonu da var. Palyatif bakım hekimi Ira Byock, 2004 yılında yayımlanan The Four Things That Matter Most (en önemli dört şey) adlı kitabını, hasta yataklarının başında defalarca duyduğu dört ifadenin üzerine kurdu: lütfen beni affet, seni affediyorum, teşekkür ederim, seni seviyorum.
Babacığım, benim. Dört şey söyleyeceğim, sonra maçına dönebilirsin. Lütfen seni aramadığım o yıl için beni affet. Seni affediyorum, artık o yükü taşımana gerek yok. Bana araba kullanmayı öğrettiğin için teşekkür ederim. Seni seviyorum.
Size benzeyen bir ses kaydı nasıl yapılır?
Cebinizdeki telefon yeterli. Evde yapılan kayıtları bozan önce oda, sonra da heyecandır.
- Yumuşak bir oda seçin. Yatak odası her yerden iyidir: yatak, perdeler, giysiler, halı; hepsi yankıyı emer. Park halindeki bir araba mükemmeldir. Banyo ve mutfak en kötüsüdür: her yer fayans, üstüne bir de beyaz eşya uğultusu.
- Önce odayı dinleyin. On saniye gözlerinizi kapatın; buzdolabını, aspiratörü, yoldan gelen sesi duyacaksınız. Kapatabildiğiniz her şeyi kapatın, ardından “Rahatsız Etme” modunu açın.
- Telefonu bir yere koyun. Katlanmış bir havlunun üzerine, ağzınızdan bir karış uzağa düz yatırın; doğrudan içine değil, üzerinden geçecek şekilde konuşabileceğiniz bir açıyla yerleştirin. Yüzünüze yakın tutarsanız parmaklarınızın sesini kaydeder.
- Hazır metin değil, notlar. Kağıda beş madde yazın. Bir metni yüksek sesle okursanız, yüksek sesle metin okuyan biri gibi duyulursunuz; kimsenin yadigar olarak saklamak istemeyeceği tek ses de budur.
- Yanlış başlangıçları silmeyin. O “pardon, bir daha deneyeyim” cümlesi, odada gerçek bir insanın olduğunun kanıtıdır.
- Telefonu elinizden koymadan önce dosyaya bir ad verin. Sonraya kalan kayıtlar “Yeni Kayıt 47” olup çıkar.
Kime ne söylenir: yakınlığa göre örnekler
En zor kısım ilk cümledir. Bir kez konuşmaya başladınız mı, gerisi gelir.
Küçük bir çocuğa. Somut ve biraz da şakacı olsun. Yıllar geçse de akılda kalan o tondur.
Nora, sen dört yaşındasın ve bu sabah bana salyangozun, sırtında evi olan yavaş bir kurbağa olduğunu söyledin. İşe gidene kadar yol boyu güldüm. İşte sen böyle birisin.
Yetişkin bir çocuğa. Zaten bildiğini varsaydığınız şeyi söyleyin.
Bunu hiç yüksek sesle söylemedim, ne kadar saçma. O yüzden şimdi, gece on buçukta, bir telefona söylüyorum. Seninle gurur duyuyorum. İşin için değil. İşinin ters gittiği o yıl için.
Hayat arkadaşınıza. Düğünü değil, her gün tekrarlanan o küçük şeyi anlatın.
Kırk bir yıl geçti. Bunca yılın içinden tek bir an seçecek olsam, altıyı on geçe mutfak kapısında durup, zaten bildiğin halde “Nasıl geçti?” diye soran seni seçerdim.
Bir arkadaşa. Bunları kimse kaydetmez ama herkes birinin kaydetmiş olmasını ister.
Otuz yıldır bana aptallık ettiğimi söyleyip duruyorsun ve aşağı yukarı yüzde doksanında haklı çıkıyorsun. Resmi olarak ailemden sayılmazsın. Ama başka her bakımdan elbette ailemsin.
Söyleyecek bir şey bulamadığınızda
Sorulara geçin. The Conversation Project ve StoryCorps, tam da bunun için hazırlanmış ortak bir soru listesi yayımlıyor. Listedeki en iyi dört soru:
- Sizi tanımayan birine kendinizi nasıl anlatırdınız?
- Hayatınızın bu döneminde bir günü güzel kılan nedir?
- Nasıl hatırlanmak istersiniz?
- Hangi öğütleri başkalarına aktarmak isterdiniz?
Bir de listenin sormadığı bir soru: neye inandığınız ve bunun ne kadarından şüphe ettiğiniz.

Ardından elden ele aktarılacak pratik bilgiler gelir. Hayat felsefenizi duymak kimse için, hamura ne kadar maya konacağını sizin sesinizden duymak kadar acil değildir.
- Ailenin nereden geldiği: bir soy ağacı şeması olarak değil, tek bir hikaye olarak.
- Yirmi beş yaşınızdayken yaşadığınız sıradan bir salı günü.
- O tarif: yemeği yaparken sesli anlatılmış haliyle, düzeltmeleriyle birlikte.
- Peteğin havası nasıl alınır, araba aküsüne nasıl takviye yapılır, çit nasıl onarılır.
Aynı sorular kağıt üzerinde de işe yarar. Bu hikayelerin yazılı hali de emek vermeye değer, çünkü bir sayfa hastane koridorunda kulaklık olmadan da okunabilir.
Zor zamanlarda kayıt yapmak
Enerjiniz azaldığında. Günün en iyi saatinde, her seferinde tek bir soruyla, beş ila on dakikalık oturumlar halinde çalışın. Üç haftaya yayılmış altı kısa kayıt, hiç gerçekleşmeyecek tek bir yorucu öğleden sonradan iyidir. Bir tanıyla zamana karşı yarışıyorsanız, işlerin hangi sırayla yapılacağını terminal dönem tanısından sonra mektup yazmayı anlatan yazımızda bulabilirsiniz.
Sesin kendisi risk altına girdiğinde. ALS bakımında çalışan klinisyenler buna mesaj bankacılığı (message banking) diyor. Boston Children's Hospital bunu, kişinin kelimelerini, ifadelerini, cümlelerini ve kendisi için anlam taşıyan seslerini kendi sesiyle, kendi vurgu ve tonlamasıyla dijital olarak kaydetmek diye tanımlıyor. Bu yöntem, yapay bir ses oluşturan ses bankacılığından (voice banking) bilinçli olarak ayrılır; mesaj bankacılığı gerçek sesi, ses sentezinin düzleştirdiği mizah ve şefkatle birlikte korur. Team Gleason, ikisinin de mümkün olduğunca erken yapılması gerektiğini söylüyor.
Kayıt sırasında ağladığınızda. Kaydı saklayın. Sesinizin titremesi kayıttaki bir kusur değildir; yazıya dökülemeyecek olan kısmın ta kendisidir. Sesiniz titremeden yüksek sesle okumanın tekniklerini anma konuşmasını ağlamadan okumayı anlatan yazımızda bulabilirsiniz.
Başka birini kaydederken. Önce yüksek sesle izin isteyin, izin isteyişinizi de kayda alın ve ikinizin bulunduğu yerdeki kuralları kontrol edin, çünkü kayıt için rızaya ilişkin yasalar ülkeden ülkeye ve eyaletten eyalete değişir. Demansı olan biriyle yakın zamandaki olayları sınamak yerine müziğin ve uzak geçmişin peşinden gidin; iyi bir günün neye benzediği konusunda da bakım ekibinin yönlendirmesine uyun: şarkılar, çocukluğunun geçtiği sokak, 1958'deki köpeğin adı. Konuyu hep geçiştiren bir anne ya da babayla “kayıt” kelimesini hiç ağzınıza almayın; telefonu masaya koyun, o da zaten her seferinde anlattığı hikayeyi anlatsın.
Elinizde zaten olan sesleri kurtarmak
O kişi vefat ettiyse geç kalmış değilsiniz, ama kimsenin size haber vermediği bir geri sayım işliyor. Operatörün sisteminde saklanıyor olması, gerçekten saklandığı anlamına gelmez. ABD'li operatör Verizon, kendi destek sayfalarında silinen bir sesli mesajın sesli mesaj ağından kalıcı olarak silindiğini ve kaydetmiş olsanız bile sesli mesaj kutunuzdan silinen mesajlardan şirketin sorumlu olmadığını belirtiyor.
Mesajı bugün operatör ağından çıkarın. iPhone'da Telefon uygulamasındaki sesli mesaj listesinden mesajı açın, paylaş düğmesine dokunup Dosyalar ya da Sesli Notlar uygulamasına kaydedin, ardından bir kopyasını telefonun dışına alın. Android'de mesaja uzun basın ve cihaz depolama alanına ya da bir bulut sürücüsüne kaydetmeyi veya paylaşmayı seçin. Telefonunuzda görsel sesli mesaj yoksa mesajı hoparlörden çalın ve ikinci bir telefonla kaydedin. Var olan boğuk bir kopya, bir salı günü silinip gitmiş temiz bir kopyadan iyidir. Şifreyi kimse bilmiyorsa ne yapılacağı dahil kurtarmanın bütün adımlarını vefat eden birinin sesli mesajını saklamayı anlatan yazımızda bulabilirsiniz.
Sonra daha eski katmanlara bakın: video kamera kasetleri, telesekreter kasetleri, eski bir dizüstü bilgisayar. Video kamera kasetlerinde ailenin genellikle istediği görüntü değil, sestir. Kimin konuştuğunu hâlâ hatırlarken, kurtardığınız gün her şeyi etiketleyin. Bu kurtarma işi içinizde bir şeyleri kıpırdatırsa kaybettiğiniz birine mektup yazmayı düşünebilirsiniz.
Dosyalar nerede saklanmalı?
ABD Kongre Kütüphanesi, tam da bunun için kişisel arşivleme rehberi yayımlıyor. Kısaca:
- Kayıtları açık bir dosya biçiminde saklayın. Uygulamada bu şu demek: yeriniz varsa WAV, yoksa telefonunuzun zaten oluşturduğu M4A. Yalnızca tek bir uygulamanın açabildiği hiçbir biçim olmasın.
- Her dosyaya kimin konuştuğunu ve ne zaman konuştuğunu belirten bir ad verin.
- En az iki kopya, daha fazlası daha iyi: iki farklı cihazda, iki farklı binada.
- Yılda bir kez kontrol edin ve her beş yılda bir yeni bir depolama ortamına kopyalayın.
- Elinizde neler olduğunu ve nerede durduklarını yazılı bir listede tutun; bu listeyi önemli belgelerinizle birlikte güvenli bir yerde saklayın.
İnsanların atladığı madde bu sonuncusudur ve bütün bunların sizden sonra da var olup olmayacağını o belirler. Etiketli bir disk, çekmecenin varlığından kimsenin haberi yoksa işe yaramaz; bir bulut klasörü de telefonun kilidini kimse açamıyorsa işe yaramaz. Eşyaların nerede durduğunu yazıyorsanız, hassas bir şifreyi oraya yazmayın; bunun yerine şifre defterinizin nerede olduğunu belirtin. Belgelerin kendisi için “Vefatımdan sonra” dosyası kontrol listesini kullanın.
Kayıt sevdiklerinize daha sonra nasıl ulaşır?
Kimseye ulaşmayan bir kayıt, günlüğe yazılmış bir sayfadan ibarettir. Dürüst dört yol var ve ilki hak ettiği değeri görmüyor.
Şimdiden verin. Dosyayı bu hafta gönderin ve onlara ulaştığını kendi gözünüzle görün. İnsanların ileriye saklamayı planladığı şeylerin çoğu, erkenden verildiğinde daha iyidir.
Bir bellek ve bir not. Etiketli bir USB bellek ve hangi dosyanın kimin için olduğunu yazan bir not. Bu yöntemin işe yaraması tamamen birinin o çekmeceyi bulmasına ve bulduğu şeyin ne olduğunu anlamasına bağlıdır.
Ortak bir aile klasörü. Büyüyen bir arşiv için iyidir, kişisel bir mesaj için daha zayıftır: Bağlantıya sahip herkes, siz yüklediğiniz anda onu okuyabilir.
Zamanlanmış gönderim. Goodbye App tam da bu sorunu çözmek için geliştirildi. Bir mektup yazarsınız, onu kendi sesinizle kaydedersiniz, kime ulaşacağını seçersiniz ve zamanını belirlersiniz: seçtiğiniz, otuz yıl sonrasına kadar uzanabilen bir tarih ya da vefatınızdan sonrası. İkincisi için etkin olmama güvencesini açabilirsiniz: üç ile kırk beş gün arasında bir süre seçersiniz ve bu süre boyunca giriş yapmazsanız, henüz gönderilmemiş mektuplarınız seçtiğiniz kişilere ulaşır. Ücretsizdir ve o zamana kadar sizden başka kimse hiçbir şeyi göremez.
Araştırmacılar, Hospice Biographers projesiyle sesli biyografilerini kaydetmiş terminal dönemdeki yetişkin hastalarla görüştüğünde, bazıları kaydı dinledikten sonra üzerinde düzenleme yapabilmeyi diledi. Gönderilmeden önce yeniden kaydedebileceğiniz ya da silebileceğiniz bir mesaj bu isteğe karşılık verir. Bir USB bellek ise geri alınamaz.
Platformların kendi araçları hakkında bir uyarı. Hesapların vefat sonrası erişim ayarları, ileride bir noktada birinin dosyalarınıza ulaşmasını sağlar; belirli bir kaydı belirli bir kişiye seçilen bir günde ulaştırmaz. Yöntemler, vefatınızdan sonra mesaj göndermenin yollarını anlatan yazımızda karşılaştırılıyor.
Kendi sesiniz mi, yapay zeka kopyası mı?
Bu konulardan herhangi birini arattığınızda, karşınıza çıkan sonuçların azımsanmayacak bir kısmı, bunun yerine vefat etmiş birinin sesini yapay olarak üretmeyi önerecektir. Aradaki fark teknik değil, ahlakidir. Bir kayıtta ne söylemek istediğinize siz karar verirsiniz. Bir klonda ise ne söylemiş olabileceğinize başka biri karar verir. Bu tartışmayı vefat edenlerin yapay zeka kopyalarını ele alan yazımızda bulabilirsiniz.
Kimsenin sesinizi tahmin etmek zorunda kalmamasının yolu, onlara gerçek sesinizi emanet etmektir. Sevdikleriniz için sesinizi bu akşam kaydedin: bir oda, bir isim, doksan saniye. Biraz saçma gelecek; ama sahip oldukları en çok dinlenen dosya bu olacak.
Sık sorulan sorular
Yalnızca bir dakikam varsa ne söylemeliyim? Kişinin adını, belirli bir hatıranızı, sonra da hiç yüksek sesle söylemediğiniz o şeyi. Bu imkansız geliyorsa, Ira Byock'un yukarıda andığımız dört ifadesine başvurun.
Mikrofona ya da özel bir ekipmana ihtiyacım var mı? Hayır. Yumuşak bir odada, bildirimleri kapalı halde, bir karış uzakta bir havlunun üzerine düz yatırılmış güncel bir telefon, buzdolabı çalışan bir mutfaktaki iyi bir mikrofondan daha iyi sonuç verir.
Her kayıt ne kadar uzun olmalı? Tek bir kişiye yönelik bir mesaj için doksan saniye ile üç dakika, bir hikaye için beş ile on dakika. Kaydı değerli kılan uzunluğu değildir. Birine adıyla seslenmesidir.
Vefat eden birinin ses kaydını dinlemeye devam etmek sağlıklı mı? Yas araştırmacıları bunu otuz yıl önce bir sorun olarak görmekten vazgeçti. Dennis Klass, Phyllis Silverman ve Steven Nickman'ın editörlüğünü yaptığı 1996 tarihli Continuing Bonds derlemesi, vefat eden biriyle kalıcı bir bağ sürdürmenin yasın önünde bir engel değil, yas sürecinin yaygın bir parçası olduğunu savundu. Dinlemek sizi sürekli olarak daha sakin değil de daha kötü hissettiriyorsa, bunu bir yas danışmanıyla ya da doktorunuzla konuşun.
Bir kaydın vefatımdan sonra ulaşmasını nasıl sağlarım? İki işi birbirinden ayırın. Arşivinizi, yukarıdaki Kongre Kütüphanesi kurallarına uyarak kendi disklerinizde saklarsınız. Bir mesajı bir kişiye ulaştırmak ise ayrı bir iştir: Onu yazılı talimatlarla birlikte güvendiğiniz birine verin ya da bu iş için kurulmuş bir hizmet üzerinden zamanlayın.
Every person has a legacy®
Başla




