
Anma konuşmasını yapmayı onu sevdiğiniz için kabul ettiniz; şimdi konuşmaya üç gün kaldı ve kendi mutfak masanızda bile ikinci paragrafı bitiremiyorsunuz. Her okuyuşta aynı yerde tıkanıyorsunuz. Gözünüzün önüne gelmeye başladı bile: kürsü, salon, herkesin önünde kırılan sesiniz ve sonra ne yapacağınıza dair elinizde hiçbir plan olmaması.
Bir nefes alın. Her gün binlerce insan ayağa kalkıp tam olarak bunu yapıyor ve çoğu da işe başlamadan önce tıpkı sizin gibi bunu yapamayacağından emindi. Aşağıda gerçekten işe yarayan 12 yöntem bulacaksınız: konuşmanın sizi artık pusuya düşürmemesi için onu nasıl düzenleyeceğiniz, sesiniz o yoldan daha önce geçmiş olsun diye nasıl prova yapacağınız, gözyaşları geldiği anda kürsüde ne yapacağınız ve başarısızlığı imkansız kılarak cesareti kolaylaştıran yedek planlar. (Bu rehber konuşmayı okumakla ilgilidir. Konuşmayı hâlâ yazıyorsanız önce kapsamlı anma konuşması yazma rehberimize göz atın, sonra buraya dönün.)
Her şeyden önce: anma konuşmasında ağlamak normaldir ve kimse bunu yargılamaz
Yöntemlere geçmeden önce, hepsinin dayandığı gerçek şu: orada ağlarsanız kesinlikle kötü bir şey olmaz. Cenazelerin tarihinde hiç kimse bir törenden “güzel konuşmaydı, yazık ki içine duygu karışmış” diyerek ayrılmamıştır. Salondakiler size not veren bir seyirci değildir; aynı kişi için birlikte ağlayan insanlardır. Bu rehberin amacı sizi gözyaşı geçirmez yapmak değil. Amaç devam edebilmenizi sağlamak; bu çok daha düşük bir çıtadır ve tamamen ulaşılabilir.
Sesli okumak neden yazmaktan çok daha zordur?
Yazmak zihninizde gerçekleşir, konuşmak ise bedeninizde; yas da asıl yuvasını bedende kurar. Sesli okumak size aynı anda üç yük birden bindirir: sözcükleri kendi sesinizle söylemek onları gerçek kılar, salondaki yüzler onları size iki katına çıkarıp geri yansıtır ve topluluk önünde konuşma heyecanı kaybın üstüne biner. Buna akustik bir gerçeği de ekleyin: boğazınız düğümlendikçe sesiniz değişir, siz bunu duyarsınız, bu da boğazınızı daha çok düğümler ve herkesin korktuğu o kısır döngü başlar. Aşağıdaki her yöntem bu yüklerden birini hedef alır. Hiçbiri daha az hissetmenizi gerektirmez. Yalnızca duyguyu kürsüde olmadığınız anlara taşırlar.
Daha ayağa kalkmadan en zor cümleleri düzenleyin
1. Sizi kıran cümleleri bulun ve etkisiz hale getirin. Konuşmayı bir kez, tek başınayken yüksek sesle okuyun ve sesinizin düğümlendiği her cümleyi işaretleyin. Bu cümleler kötü değildir; konuşmanın yükünü taşıyan cümlelerdir. Şimdi her birini yeniden ele alın: çoğu zaman bir cümleyi daha öne almak, kısaltmak ya da iki sade cümleye bölmek anlamı korur ve pusuyu ortadan kaldırır.
Düzenlemeden önce: “Onsuz bir dünyada nasıl yaşayacağımı bilmiyorum.” Sonra: “Bildiklerimin çoğunu bana o öğretti. Şimdi bunları nasıl kullandığımı izleyin.” Aynı sevgi. Ama yalnızca biri yüksek sesle söylenebilir.
2. En ağır yükü bir alıntı taşısın. Kendi sözlerinizle söyleyemediğiniz cümleyi başkasının sözlerine emanet edin: bir dize, bir şarkı sözü, onun sık söylediği bir şey. Bir alıntı okumak sizinle cümle arasına bir inçlik mesafe koyar ve çoğu zaman bir inç yeterlidir.
3. Uçurumun kenarında değil, sıcak bir zeminde bitirin. “Sonsuza dek ayrılık” vurgusuyla biten konuşmalar, en zor cümlenize depo boşken girmenize yol açar. Bunun yerine minnetle ya da bir gülümsemeyle bitirin: içinde bir ders olan o hikaye, onun bu kalabalığı görse söyleyeceği söz. İnişi en kolay bölüm olacak şekilde tasarlayın, çünkü sona geldiğinizde depoda kalan son damlalarla uçuyor olacaksınız.
Sesli prova yapın: kaydedip dinleme yöntemi

4. Okurken kendinizi kaydedin, sonra dinleyin. Hazırlık için harcayacağınız en değerli saat budur. Konuşmanın tamamını Goodbye App ile kaydedin (ücretsizdir ve yalnızca size özeldir), sonra bir editör gibi dinleyin: sesiniz nerede titredi, nerede acele ettiniz, hangi cümlenin öncesinde değil sonrasında bir duraklamaya ihtiyaç var. Sonra yeniden kaydedin. Her tekrar duygusal yükün bir kısmını eritir; yas bilimi buna alışma (habituasyon) der, konuşmacılar ise “üçüncü okuyuşta nefes alabildim” der. Duyguları prova ederek yok etmiyorsunuz. Sesinizi bu sözcüklerle güvenli bir yerde tanıştırıyorsunuz ki kürsü onların ilk karşılaşması olmasın.
5. Yalnızca metni değil, koşulları da prova edin. Bir kez ayakta, ayakkabılarınızla, basılı sayfaları elinizde tutarak ve gerçek konuşma sesinizle okuyun. Beden her şeyi olduğu gibi algılar: kanepede yalnızca mırıldanarak çalışılmış bir konuşma, kürsüde bambaşka bir konuşmadır. Bedeninize eksiksiz bir genel prova yaşatın ki o anda salon dışında hiçbir şey yeni olmasın.
Kürsüde işe yarayan nefes ve sağlam durma teknikleri
6. Nefesinizi aldığınızdan daha uzun verin. Ezberlemeye değer tek fizyolojik püf noktası şu: nefes alışınızdan daha uzun süren yavaş bir nefes verme, bedenin kendi sakinleşme düğmesidir. Kürsüye yürümeden önce böyle dört nefes alıp verin. Kürsüde, ilk sözcükten önce bir kez daha. Kimse fark etmez; anma konuşması yapan birinin nefes almasını herkes zaten bekler.
7. Ayaklarınızı yere sağlam basın ve bir şeye tutunun. İki ayağınız da yere tam bassın, ağırlığınız eşit dağılsın, elleriniz kürsüde ya da sayfaların üzerinde olsun. Yere sağlam basmak adrenaline gidecek bir yer açar ve titremenin sesinize ulaşmasını engeller.
8. Hızınızı üçte ikiye düşürün ve duraklamalar ekleyin. Yas konuşanları hızlandırır, hız da boğazı düğümler. Duraklamaları basılı metnin üzerine, hikayenin her önemli anından sonra işaretleyin; gerçek işaretlerle. Salondakiler için bir duraklama ağırbaşlılık gibi görünür. Sizin içinse planlanmış bir nefestir. Aynı püf noktası, iki ayrı dinleyici.
Gözyaşları geldiği anda ne yapmalı?
9. Durun, bir yudum su alın, aşağı bakın, devam edin. Sırayı önceden kendinizle tam olarak kararlaştırın: gerekirse cümlenin ortasında durun, oraya önceden koyduğunuz sudan bir yudum alın, sayfaya bakın (ön sıraya değil; ön sıralar baştan sona o anda ağlamakta olan sevdiklerinizle doludur ve ağlamak bulaşıcıdır), sonra cümlenin başından devam edin. Sıra önemlidir, çünkü prova edilmiş bir toparlanma kısır döngüye dönüşemez. Kendiliğinden işler.
10. Adını koyun ve devam edin. Sesiniz herkesin duyacağı şekilde kırılırsa bunu yüksek sesle ve hafif bir tonla söyleyin: “Bir saniye bana müsaade edin. Beni bu halde görse çok gülerdi.” Durumun adını koymak onu saklama baskısını ortadan kaldırır ve salon sizinle birlikte rahat bir nefes alır. Soğukkanlılık gözyaşlarının yokluğu değildir; bir sonraki hamlenizin hazır olmasıdır. Artık sizin her zaman bir hamleniz var.
Cesaret bulmayı kolaylaştıran bir yedek plan hazırlayın
11. Tamamlanmış kaydı yedek oyuncunuz yapın. Prova kayıtlarınız iyileşmeye başlayınca en iyisini saklayın. Törenden önce bu kaydı güvendiğiniz bir kişiye gönderin (Goodbye App'te bir kayıt, siz paylaşmayı seçene kadar size özel kalır ve kaydın o kişiye e-postayla ulaşmasını zamanlayabilirsiniz). Artık kürsüde ne olursa olsun anma konuşmanız var: konuşmanın yalnızca yarısını okuyabilirseniz, töreni yöneten kişi geri kalanını sizin sesinizle, tam da sizin kastettiğiniz gibi dinletebilir. Konuşmacıların anlattığı en tuhaf etki şu: kaydın var olduğunu bilmek, çoğu zaman ona ihtiyaç kalmamasını sağlayan şeydir.
12. En kötü ihtimale karşı bir yedek okuyucuyu önceden bilgilendirin. Soğukkanlı birinden basılı bir kopya üzerinden sizi takip etmesini isteyin ve basit bir işaret belirleyin: kürsüye iki kez hafifçe vurursanız o kişi gelip konuşmayı tamamlasın. Büyük olasılıkla hiç vurmayacaksınız. Ama kürsüye sırtınızda bir paraşütle yürümek, yürüyüşünüzü değiştirir.
Bu kişiye vereceğiniz not beş satırlık olabilir:
Kürsüye iki kez vurursam sıra sende. Yavaş oku, tekne şakasını tam yerine oturt ve kimsenin son paragrafı atlamasına izin verme. En güzel sözlerimi sana emanet ediyorum. Bunun benden gelince ne anlama geldiğini bilirsin.
Konuşmayı sizin yerinize başka biri mi okumalı?
Dürüst olmak gerekirse bazen evet. Kaybettiğiniz kişinin çocuğu, hayat arkadaşı ya da en yakınlarının en yakını sizseniz, sevginin bir kürsüde kanıtlanması gerektiğini söyleyen hiçbir kural yoktur. Anma konuşmasını yazıp daha sakin bir sesin okumasını istemek, başlı başına eksiksiz bir saygı ifadesidir. Sakin bir zamanda yaptığınız bir kaydı dinletmek de öyle. Sözler armağanın kendisidir; onları kimin ulaştırdığı yalnızca bir organizasyon meselesidir. Sözlerin eksiksiz ulaştığı yolu seçin ve en zor seçeneğin en sevgi dolu seçenek olduğu düşüncesinden vazgeçin. O salondaki insanlar iki şey ister: o kişi hakkında bir şeyler duymak ve sizin iyi olduğunuzu görmek. İkisini birden sağlayan her yol doğrudur.
Tören sabahı için basit bir ritüel
Bir şeyler yiyin. Konuşmayı evde bir kez yüksek sesle okuyun; ağlamaya sonuna kadar izin var. Bunu, su berraklaşana kadar musluğu akıtmak gibi düşünün. Büyük puntoyla, sayfa numaralı iki kopya yazdırın. Suyu erkenden kürsüye koyun. Yedek okuyucunuzu bulun ve işareti birlikte teyit edin. Sonra provayı kesin: sabahki okumadan sonra konuşma olabileceği kadar hazırdır ve tekrar etmek yalnızca yarayı yeniden açar. Kalan zamanı sayfalarla değil, insanlarla geçirin.
Yine de ağlarsanız: insanlar aslında neyi hatırlar?
Herhangi birine dinlediği en güzel anma konuşmasını sorun. Size konuşmacının sesinin titreyip titremediğini anlatmaz. Size balık gezisinin hikayesini, bütün salonu aynı anda hem güldüren hem ağlatan, tam yerine oturmuş o cümleyi anlatır. Korktuğunuz gözyaşları, diğer herkes için orada önemli olan tek niteliğin kanıtıdır: onu sevdiniz. O yüzden yukarıdaki her şeyle hazırlanın, paraşütünüz sırtınızda kürsüye çıkın ve şunu bilin: sonrasında olacakların her biçimi, sesinizin sağlam kaldığı da, çatladığı da, son sayfayı kız kardeşinizin okuduğu da, bunu güzelce başarmış olmak sayılır.
Every person has a legacy®
Başla




